Altuğ KOÇ - altugkoc.com
"Konuşsam tesiri yok, sussam gönül razı değil..." Fuzûli






Her ne kadar canım medyamızın "Doğu" kelimesinden tek anladıkları, Ortadoğu olsa da, daha uzaklarda, Asya ve Uzakdoğu'da uzun zamandır önemli faaliyetler yaşanıyor.

Medyamızdan bahsetmişken, Kafkaslarda günlerdir yaşanan Rusya - Gürcistan - Osetya krizi aylardır sinyal vermekteydi fakat yine satır aralarına sıkışıp kalmıştı. Çünkü bizim için haber bültenlerinde önemli olan uluslararası haberlerin vizyonu, Batı'dır, A.B'dir, A.B.D'dir, Ortadoğu'dur. Bu kadar. He bir de ünlü birileri üstsüz güneşlenirken yakalanırsa veya ünlü birilerin arasında husumetler olursa dakikalarca bültenlere yansıtılır. Neyse, bu apayrı bir konu olabilir. Ayrıca Kafkaslara da değineceğim başka bir yazıda da.

İşte geleceğim konu şuydu ki Çin olsun Hindistan olsun Japonya olsun hızlı bir şekilde gelişiyorlar ve küreselleşmenin etkileriyle beraber de uluslararası arenanın etkin rollerini üstlenme çabalarına girmek istiyorlar. Bunu son olarak Beijing (Pekin)'in 2008 Yaz Olimpiyatları'na harika ev sahipliği yapmasıyla da gördük. İnanılmaz bir hazırlık, inanılmaz bir şölen, inanılmaz bir organizasyon. Yani demek istiyorlar ki, biz de varız, biz de buradayız, aslında sanıldığı kadar da "uzak" değiliz. Ayrıca haklılar da, sonuçta kime göre uzak efendim, Birleşik Devletlere mi?

Velhasıl, bundan sonra bahsettiğim coğrafyaları ve toprakları daha yakından takip etmek gerekir. Çünkü belki kısa vadede bizler göremeyecek olsak da (insan ömürleri veya 5-10 yıllık süreçler devletler için çok kısa zaman aralıklarıdır.) uzun vadede devran tersine dönmeye başlayabilir. Şu an tek süper güç olarak kasım kasım dolanan A.B.D. yakında bu statüsünü paylaşmak veya devretmek zorunda kalabilir.

Bekleyip görmekten ziyade, yüzümüzü biraz da buralara çevirsek fena olmaz kanaatindeyim. Aman ha! Yüzümüzü doğuya çevirelim derken bir taraflarımızı da batıya çevirmeyelim, mazallah zaman kötü kolla... Anladınız artık.

 







Geçtiğimiz perşembe günü Kadıköy Askerlik Şubesi'ne gidip, askerlik tecilimi yaptırdığım için bu konuyu baştan aşağı sizlerle paylaşıp, askerlik tecil ettirme işleminin nasıl bir süreç olduğunu ve nasıl yapıldığını öğrenmek isteyenlere küçük bir rehber hazırlamak istedim. En baştan başlayalım:

Kocaeli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden Haziran 2008'de mezun olmamdan ötürü yüksek lisansa yönelmiş durumdayım. Yüksek lisans kısmını ayrı bir konuda renklendirmek istiyorum zira bu yazıyı askerlik tecil işlemlerine ayırmak istedim.

Yüksek lisansta istenilen belgelerden bir tanesi askerlikle ilişkinin olmadığına dair belge. Yani yeni mezunsanız askerliğinizi önce tecil ettirmeniz gerekiyor, peki nasıl?

Doğma büyüme Kadıköylü olduğumdan ve tabii burada ikamet ettiğimden, Kadıköy Askerlik Şubesi'ne gittim. Burası aynı zamanda Üsküdar şubesi oluyor. Burhan Felek'in hemen yanında. Kadıköy'den kalkan Üsküdar dolmuşlarıyla 10 dakikada gitmeniz mümkün. Şunu da ekleyeyim, Kadıköy Askerlik Şubesi'ndeki görevliler, memurlar, askerler gerçekten çok iyi niyetliler ve ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Bu konuda şanslıydık. Artık bize mi öyle denk geldi bilemiyorum.

Mesai saatleri: 08:30 - 12:00 / 13:00 - 17:00 (Oradaki 13:00 ne yazık ki 14:00'e kadar sarkabiliyor.)

Her ne işiniz olursa olsun, tavsiyem erken saatlerde kapıda olmanız. Biz sabah saat 8:05 gibi oradaydık ona rağmen önümüzde 30-40 kişi vardı. Sonra uzunca bir bekleyiş ardından içeri giriyorsunuz. Artık şubenin bahçesindesiniz. "Eee şimdi napacağız?" soruları içerisinde afal afal çevreye bakıyorsunuz. Hemen şubenin içine gidip, sağ taraftaki müracaata girip görevli askerle konuşarak bağlı olduğunuz yere göre sıra numaranızı alın. "Üniversite mezunu musun? 4 yıllık mı? Yabancı şube mi (Kütüğünüz eğer İstanbul dışı bir şehire kayıtlıysa yabancı şube sayılıyorsunuz.)? Kadıköy mü, Üsküdar mı?" Sorularından sonra doğru gişe için sıranızı alıyorsunuz. Bir de formlarınızı alıyorsunuz. Sıranız gelene kadar formları doldurun (kalemle gitmek bu sebeple avantajlıdır.). Buradan sonraki kısmı 4 senelik üniversite mezunu olmak ve Kadıköy'de ikamet etmek koşullarındaki duruma göre yazıyorum çünkü ben o şekilde yaptım.

İlk işlem olarak sizden kimliğinizi ve diplomanızı (veya çıkış belgenizi) istiyorlar -bir de formlardan bir tanesini-. Daha sonra size verilen belgeleri kapıdaki askere verip bunların kütüğünüz olan şehirdeki şubeye fakslanmasını bekliyorsunuz. Esas maraton bu aşamadan sonra başlıyor. Tavsiyem, askerden faks çekilecek olan şubenizin telefonunu isteyip orayı aramanız ve görevli kişilerle konuşarak durumu anlatmanız ve haberdar olmalarını sağlamanız. Ben bu şekilde 15 dakikada cevap faksı alabildim. Karşı şubeden faks gelecek gibiyse veya gelmişse tekrar aynı şekilde sıra alıyorsunuz. Bu seferki işlemde ihtiyacınız olanlar:

  • Gelen faks
  • 4 kimlik fotokopisi
  • 4 diploma fotokopisi (veya çıkış belgesi)
  • 4 vesikalık fotoğraf (sakalsız)
  • Diğer formlar
Her ihtimale karşı fazladan fotoğraf götürmek ve fotokopisi olan belgelerin de aslını taşımak yararlı olacaktır. Peki bitti mi sanıyorsunuz? Hayır. Sırada muayene var. Şubenin bahçesine inip arka tarafa geçiyorsunuz. İç çamaşırınıza kadar soyunup, boy & kilo ölçülüp, beşerli beşerli muayene olmayı bekliyorsunuz. Belgeleriniz burada elden ele geziyor, imzalanıyor, damgalanıyor ve söylenen & sorulan birkaç şeyden sonra belgelerinizi alıp, giyinip tekrar sıra almaya gidiyorsunuz. Dayanın, bu son işlem. Bu kez de sıranız geldiğinde belgelerinizin son halini verip, söylenenleri yapıyorsunuz ve tecil edilmiş bir şekilde 2 belgeyle beraber şubeden ayrılıyorsunuz. Tebrik ederim, askerliğinizi 2 sene tecil ettirdiniz. Artık Kadıköy Askerlik Şubesi'nde askerlik tecilinin nasıl yapıldığını kısmen biliyorsunuz...

Dipnot: 4 senelik üniversite mezunlarının 2 yıl tecil hakkı var.

 







The Dark Knight - Kara Şovalye'nin çok başarılı film müzikleri de çoktan piyasaya sürülmüş. Hans Zimmer ve James Newton Howard'ın hazırladığı albümdeki şarkılar şöyle:

1. Why So Serious?

2. I'm Not A Hero

3. Harvey Two-Face

4. Aggressive Expansion

5. Always A Catch

6. Blood On My Hands

7. A Little Push

8. Like A Dog Chasing Cars

9. I Am The Batman

10. And I Thought My Jokes Were Bad

11. Agent Of Chaos

12. Introduce A Little Anarchy

13. Watch The World Burn

14. A Dark Knight

Şuradan da kısa kısa dinleyebilirsiniz, baya güzeller.

 







Geçen haftalarda The Dark Knight'ın listeleri altüst ettiğini, gişe hasılatında rekorlar kırdığını ve IMDB üye oylamalarında 1. sıraya yerleştiğini söylemiştim (işte şurada söyledim). Şu an halen IMDB'de 207,426 oy ve 9.1 puanla 1. sırada, hemen peşinden ise 357,104 ve yine 9.1 puanla da The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) geliyor. Kısa bir sürede de 608 milyon dolar gişe hasılatı yapmış durumda. Titanik'in rekorunu geçemeyebilir ama ilk beşe kesin girecek gibi.

Tabii yine bu yazıyı istatistik bilgileri vermek için yazmıyorum zira dün filme gittim. Kesinlikle teknik olarak çok başarılı bir film. Kamera tekniği, çekim açıları, efektler, sesler, teknolojiler herşey harika. Bir de buna başarılı oyuncular ve güzel senaryo & kurgu eklenince izleyenleri doyuran bir yapıt ortaya çıkmış. Christian Bale'in üzerine iyice oturan "Batman" rolü, -ne yazık ki 22 Ocak 2008'de hayatını kaybeden- Heath Ledger'in üstlendiği Joker ile birleşince inanılmaz bir iyi-kötü çarpışması yaratılmış. Tabii Morgan Freeman ve Michael Caine gibi üstadların da filmdeki etkinliği tartışılmaz bir katkı. Fakat altını çizmeden edemeyeceğim, Heath Ledger muhteşem bir "Joker" olmuş. Üslubu, mimikleri, içindeki o psikopat ruh o kadar başarılı ki, gerçekten karşınızda deli biri var sanıyorsunuz. Böylesi şahane bir oyunculuktan sonra Heath Ledger'in hayatını kaybetmesi ise çok üzücü...
Yeni Rachel'ı (Maggie Gyllenhaal) çok beğenmesem de Harvey Dent (Aaron Eckhart) ve Gordon (Gary Oldman) filmi iyice tamamlıyorlar. Harvey Dent ise eğer Batman serisini veya çizgi romanlarını bilmiyorsanız, sizi baya bir şaşırtacak. Film gidişatı hakkında bilgi vermem güzel olmaz zira film halen vizyonda, kesinlikle gidip izlemenizi tavsiye ederim. Başlangıçtan itibaren filmin atmosferine öyle bir kapılıyorsunuz ki, sonuna kadar bir solukta gidiveriyor. Gerçi başlangıçta biraz zorlandım çünkü gittiğim sinemada herkes sanki film izlemeye gelmiş gibi değil, patlamış mısır yemeğe gelmiş gibiydi. Tamam onların da isteklerine saygı duyuyorum da, aramızda 10 parmak var veya yoktur ve nihayetinde ben de sizin çıtır çıtır haşır haşır seslerinizi dinlemeye gelmedim. Neyse sonra doydular ve bitirdiler de, rahat rahat izledik filmimizi. Aa bir de telefonu çalıp, şuursuzca cevap verenler var! Bir gün gazabımla karşılaşacak birileri gerçekten... Fakat film çıkışında salonun hali de içler acısıydı, artık nereleriyle yiyor insanlar bilmiyorum, üzücü.
Böyle küçük bir kıssadan hisse de yapayım dedim yazının sonunda eheh.
Uzun lafın kısası gidin izleyin efendim işte, olmuş bu Dark Knight...
Yazarın Notu: 10/10 

 







Osman Pamukoğlu yakın geçmişte bazı siyasi atılımların sinyalini vermişti. Şimdi de siyasete fiilen Hak ve Eşitlik Partisi'yle atılacağını açıkladı: ‘Taşın altına elimi değil başımı koydum!

Saygıdeğer ve başarılı komutanımızın zaten sahip olduğu liderlik vasfını siyasi arenada da etkin bir şekilde sürdürebilmesini ümit ediyorum. Zira özellikle "oy verecek parti / kişi" bulamazken, gözüm kapalı destekleyeceğim kişilerden biridir.

İşte çok güzel hazırlanan kişisel sitesindeki manifestosu:

ANADOLU VE TRAKYA'DA YAŞAYAN TÜRK HALKI BU ÇAĞRI SİZE!
Artık sızlanma, şikâyet etme, ağlama zamanı geçti. Her yerde çöküntü, gayesizlik ve yanılgı havası hâkim. Bu gidiş nereye diye sormaya kalkışmak ise aymazlıktır. Artık yolun ötesi görünmüştür. Siyaset, ekonomi ve güvenlik meseleleri diz boyu olup bunları ortadan kaldırmak için cesur ve erdemli bir siyasi mücadele şarttır.


İnsanların yeryüzünde görüldüğü ilk zamanlardan bu güne dek, kavgaları, çekişmeleri, ayrışmaları, savaşları, akla gelebilecek her türlü çatışma, mücadele, doktrin ve rejimlerin iki ana sebebi vardır, bunlar;


"Hak ve eşitlik" tir.


Kuruluş sürecinde olan ve kısa bir süre sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin siyasi sahasına çıkacak olan "HAK VE EŞİTLİK" Partisinin değişmez ilkeleri, gerçekleştireceği hizmetler aşağıda sunulmuştur:


1. Milletvekili, üst bürokrat ve memur dokunulmazlığı kaldırılacak, herkes adalet önünde hesap verecektir.


2. Ülkenin baş düşmanları olan fakirlik ve cehalete, bütün kaynaklar seferber edilerek savaş açılacaktır.


3. Siyasi partiler ve seçim yasaları tam bir demokratik düzene sokulacaktır.


4. Yargıya bütün dünyada olabildiğinden de daha üst bir bağımsızlık sistemi getirilecektir.


5. Halkın aç gezdiği bu memlekette halkın parası olan hazineden, partilere yardım yapmak akıl dışıdır, kaldırılacaktır.


6. Bölücüler ve teokratik devlet peşinde koşanların önü tamamen kesilecek, Güneydoğudaki halk teröristlerden soyutlanarak dağlar silahlı eşkıyalardan temizlenecektir. Bu milletin, evlatlarının canı bu kadar ucuz değildir. 25 yıldır süre gelen kanın akışı daha fazla devam edemez.


7. Yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet denilen rezilliğe hiç kimsenin tevessül edemeyeceği yasal düzenlemeler yapılacak ve tam tatbik edilecektir.


8. Vergi sisteminde adil ve dürüst şekilde uygulanacak düzenlemeler yapılacaktır. Emek ve alın teri her şeydir.


9. Ulusal kaynakların kullanımında öncelik sosyal güvenlik sistemi, eğitim ve sağlıkta olacaktır. Sosyal güvenlik sistemine dâhil edilmeyen tek kişi kalmayacaktır.


10. Bütün keyfi harcamalara, saltanatlıklara, ayrıcalıklara, lüks yaşama, kamu ve mahalli yönetimlerde son verilecektir. Yağma sofrası ortadan kaldırılacaktır.


11. Dış siyasette tek ilke olacaktır; "Başı dik devlet, onurlu millet". Her tavır, her görüşme, her protokol, her tutanak, her antlaşmada esas budur.


12. 1960'dan başlayarak, gerçekleşmiş veya yarım kalmış teşebbüsler halinde Ordunun siyasi sürece müdahaleleri vardır. Ordu, direkt veya dolaylı hayatı boyunca fiilen siyaset dışı kalacaktır.


13. Tam bağımsızlık (Tam İstiklal) ve ulusal egemenlik (Kayıtsız Şartsız Milli Hâkimiyet) bütün faaliyet ve çalışmaların temel fikridir.


14. Bu gün dünyada dolaşan paranın %50 si yiyecek alanında bulunmaktadır. Petrol için geri kalan paradan sadece 1/3 kullanılmaktadır. Dünyanın geleceği kıymetli tarım alanları ve suya bağlıdır. Topraklarımıza, sularımıza, ormanlarımıza sahip çıkmak çocuklarımıza yapılacak en büyük hizmet olacaktır.


15. Din bir vicdan işi olduğundan parti, dini dünya ve devlet işleri ile siyasetten ayrı tutmayı, milletimizin çağdaş medeniyet yolunda ilerlemesi için başlıca şartlardan bir sayacaktır. Bu ülkenin çocukları dinci, dinsiz, şu mezhepten bu mezhepten diye asla ayrılamaz, bölünme sebebi ve taraf tutmak kabul edilemez. Birbirlerine rastladıklarında : "Selamün Aleyküm" diyen de, "Merhaba" diyen de bu toprağın ve bu Kültürün çocuklarıdır.


16. Söze, yazıya, fikre ve düşünceye hiçbir sebep ve gerekçeyle gem vurulamaz, sansür uygulanamaz.


17. Devletin sahibi ve efendisi millettir ve devlet millete hizmet için vardır. Devletin asli işi de, adaleti ve güvenliği sağlamaktır. Bu işini de en hızlı, en sağlam, en güven verici şekilde yapacak tarzda gerekli düzenlemeler yapılacaktır.


18. Ülkedeki tüm eğitim ve öğretimin, müfredat konu ve kapsamları akılcı, çağdaş sistemlere uygun olacak şekilde değiştirilecektir.


19. Milletin kendi haklarını savunması lazımdır. Yarı bağımlı bir ülkede yaşayan bir insan, yürüyen ıztırapdır. Bir millet bağımsızlığını kaybedince, O millette herkes hiç olur.


20. Özgürlük her şeydir. Özgür olmayan insan cesur olamaz. Özgür olmadığından cesarette gösteremeyen insanın, başka yetenekleri olsa bile onların hakkını veremez. Demokrasi de ancak özgür birey ve toplumlar sayesinde gerçek niteliklerini ortaya koyabilir. Halkın hükümetleri denetleyemediği yerde demokrasiden bahsedilemez.


"HAK VE EŞİTLİK" HAREKETİNDE YER ALACAKLARIN DOĞASI VE FELSEFELERİ:
1. Türkiye çürük bir düzene doğru yol almaktadır. Aşırı derecede dayanıklı ve iddialı vatanperver insanlara ihtiyaç vardır.


2. Bu dönemde az çok okuyan, düşünen, dinamik bir insanın politika dışında kalması imkânsızdır.


3. Cumhuriyet ve demokrasi gözü pek muhafızlara ihtiyaç duymaktadır.


4. Kadın ve erkekler bu yolda müşterek mücadele etmek zorundadır. Şahsi karar ve teşebbüsün tam ve kesin damgasının vurulması gerekir. Böyle bir siyasi hareket, mizaç, ruh yapısı, mücadele metot ve alışkanlıkları bakımından farklı bir insan ister.


5. Her faaliyet halka dayalı, halkın içinde, halkın kültür ve ihtiyaçlarına dönük olarak ve mutlaka onu huzurlu kılmak, mutlu etmek için yapılacaktır. Millete bahane anlatılmaz!


6. Kitleler ateşlenmeli, coşturulmalı, fakat bu; halk kitlelerinden alınacak ateşle yapılmalı, ruhları tutuşturulmalıdır. Bunun için açık fikirli konuşmalarla hayata ait konular işlenmelidir.


7. Hasım kazanmanız kaçınılmazdır. Savaşçı bir karaktere sahip olmalısınız ve haklı olduğunuzu bildiğiniz zaman, asla uzlaşmaya gitmemelisiniz. Hak verilmez.


8. Sabırsızlık ve cesaret kaybı insanı daha kolay bir yola sapması için ayartır. Bu kestirme yollar asla işe yaramaz. Onu seçtiğiniz için de duyacağınız pişmanlık, umutsuzluk duygularınızı daha da artırır.


9. Halkımızın dertleri kendi derdimizdir. Duygu, düşünce ve hayallerinizi ustalıkla kaynaştırırsanız, dağlar bile eğilir.


10. Halk, toplumsal ve ulusal meselelere meraklı hale getirilmelidir. İnsanlarımız şahsi sorumluluklarının farkına varmadığı sürece ülkenin yenilenmesi ve gelişmesi olmayacaktır. Halkın kendi gücünün ve olanaklarının farkına varması sağlanmalıdır.


11. Gençliğin yakıcı ateşini söndürmek, bir millete yapılabilecek en büyük kötülüktür. Yolları açılacak.


12. Bir milletin kendisini unutması en büyük kusurdur. Kendi benliğini kanıtlamayan toplumlara dünya saygı duymaz.


13. Daha fazla geç kalınırsa, görülen o dur ki, geçmişteki birkaç neslin ortak zaaflarını gelecekteki bir nesil ödeyecektir.


14. Halkın bir bölümü dert küpü, bir bölümü de kan uykudadır. Aldatılmaya ve avutulmaya son verilecektir.


15. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Cumhuriyetin kuruluşunda öngördüğü: "İmtiyazsız, sınıfsız, bir kitleyiz" hedefi üzerine yorulmadan, bıkmadan yürümek esastır.


Yüreği ve ruhu özgür insanlar kendi türlerinin en kıymetli örnekleridir. Titreyen ve korkan zaten yaşayamaz. Ölümün avcılık yaptığı bu dünyada özgürlük dışında hiçbir şeyin önemi yoktur.


Dünya üzerinde yamyamlık devam ediyor, sadece insanları yeni usullerle yiyorlar. Dünya siyasi tarihinden çıkan sonuç, toplumlar "Ya emir alıyorlar ya da emir veriyorlar". Yani ya efendi ya da hizmetli durumdalar. Böyle giderse, bizim de geleceğimiz kusursuz hizmetli görünümündedir.


Halkın aklı, halkın iradesi, halkın enerjisi ile halkın fikrinin ve vicdanının uyandırılması lazımdır. Moral çöküntüsünün sonu buhrandır.


Hatıralar da dal ister, kuşlar gibi konacak!


İşte size tarihsel ve toplumsal bir dal teklif ediliyor. Ve bir milletin göğsü nefes almak için rüzgâr bekliyor. Hüküm sizin, karar sizin, vicdan sizindir ve her insan kendi hayatının mimarıdır.


Bir insanın en kıymetli en son sarılacağı şeyi onurudur. Onu kaybettikten sonra geriye ne kalır ki?


Yaşasın Vatan Yaşasın Türk Milleti!

Osman Pamukoğlu
"Hak ve Eşitlik" kuruluşu adına
28 Temmuz 2008

 







Geçmişti de önüme gelen fakat bu aralar sıkça karşılaştığım bir sorunsalın cevabını burada aramak istiyorum. "Kişiler laik olabilir mi, olamaz mı?"

Öncelikle laiklik ne demek, onu yazalım. Hatta şurada güzelce yazmışım, oradan alayım:

Laiklik

Devlet - Kilise, Kral - Papa kavramları ve bunların arasındaki ilişkinin nasıl olduğu, olacağı, olması gerektiği yüzyıllar boyunca filozoflar tarafından tartışılmıştır. Bazı filozoflara göre devlet yani kral gücünü Tanrı'dan aldığından gücünün meşruiyeti zaten dinle sağlanmaktadır, fakat bunlara karşı çıkan diğer filozoflar da; devletin, toplumsal (hukuksal da diyebiliriz) yaşamı; dinin ise, özel ve manevi yaşamı ilgilendirmekte düzenlemekte olduğunu öne sürmüşlerdir (bakınız, Dante Alighieri ve Ockham'lı William). Yani ikisi ayrı noktalardadır. Bu sürecin gelişimi ve devlet ile din işlerinin ayrılmasıyla laiklik kavramı günümüze gelmiştir. Laiklik, devletin herhangi bir dinden referans almayarak, tüm dinlere karşı tarafsız duruşunu sağlamasıdır. Din, devletin düzenine, yasa yapımına, anlayışına ve içeriğine yansımamalıdır. Çünkü devletin dini olmamalı ve din de devletin değil insanların bireysel hayat felsefelerinin ve görüşlerinin düzenleyicisi olmalıdır. Aynı zamanda dini olmayan devlet, tüm dinlere de eşit mesafede olmalıdır.

Şimdi durum şu ki; çeşitli yorumlarda, "kişiler laik olmaz, laiklik devlete mahsustur, bizse insanız!" şeklinde açıklamalar görüyorum. Bunlara cevabım da şu şekilde oldu:

Bir düşünceyi savunan, destekleyen insan, o düşüncenin adıyla anılmaz mı? x bir -izm'i destekleyen bir insan -ist olmaz mı (sosyalizm, sosyalist gibi)? E, Cumhuriyet = Demokrasi = Özgürlük diyorsak ve bunun için laiklik de lazımsa, devlet düzeninde laik düşünceyi benimsediğimizden laik veya laikçi veya her neyse, olunmaz mı? Kişi, "ben laikim" diyorsa bu "ben ateistim" mi demektir? Kesinlikle, HAYIR efendim ne alakası var. Nitekim laikim diyen kişi, dinini açıklamamaktadır, sadece "ben yaşadığım düzende, laiklik ilkesinin yer almasından yanayım..." demektedir. Nihayetinde kimse de inancını açıklamak durumunda değildir. Kişiler inançlarından ötürü ne sorgulanabilir ne de yargılanabilir (bu inanç kendisine ve çevresine zarar veriyorsa iş değişir elbette ki). Dolayısıyla böyle bir durum söz konusu iken, laikim ben diyen insanın anlatmak istediğinden farklı şeyler çıkarmaya çalışmak, bana art niyet gibi geliyor.

Şimdi de sizlerin yorumu alalım, siz ne diyorsunuz?

 

Son Yazılar & Arşiv

Son Yorumlar


Site İstatistikleri


Keywords, top keywords, adsense keywords, expensive keywords, adwords keywords.

eXTReMe Tracker


website counter

Add to Technorati Favorites


Altuğ KOÇ